Ben de... from Cemal Bulunmaz on Vimeo.
12 Temmuz 2009 Pazar
07 Nisan 2009 Salı
A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) ve Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın engellemek istediği Bulunmaz Tiyatro, SOLdan bakmayı sürdürüyor
04 Nisan 2009 Cumartesi
Maksim Gorki'nin yazarlığına güç veren Capri Adası'nın renkli fotoğraflarını görebilmek için izlemeye katlandığım "Napoli'de Başladı" filminden notlar
Hilmi Bulunmaz5 Nisan 2009
Sinemayı yakından izleyen biri değilim. Binlerce film izlememe karşın, üzerinde pek düşünmediğim bir "iş" sinema. Sanat demekte zorlandığım için, "iş" demeyi yeğlediğim sinema, insanlara dayattığı düşler nedeniyle, dünya işlerinin egemenler lehine işlemesine katkıda bulunan önemli bir endüstri.
***
Uzun yıllardır, Capri Adası'na gitmeyi düşünüyordum. Daha önce iki kez Napoli'ye gitmeme karşın, Napoli Körfezi'nde bulunan Capri Adası'na gidememiştim. Bir kez eşimle birlikte, 1985 yılında gittiğimiz Napoli'de, çantamızı kapma girişiminde bulunanların verdiği rahatsızlık nedeniyle Capri Adası'na gitmeyi ertelemiştik. 1988 yılında, bir otobüsle gittiğimiz "kültür gezisi" programına dahil edilmediği için göremediğim Capri Adası'nı umarım artık görebileceğim. Bu görme isteğimin birçok nedeni bulunmakla birlikte, başat neden, Maksim Gorki'nin uzun yıllar bu adada yaşamış olması. En sevdiğim yazarlar listesinin tepe noktasında bulunanlardan biri olan Maksim Gorki, sadece yazdıklarıyla değil, yaşadıklarıyla da beni çok derinden etkileyen biri.
Gorki'nin "sürgün" yaşamış olduğu Capri Adası'na önümüzdeki ay gitmek için kolları sıvadım. Pasaportumun beş yıllık süresinin dolmak üzere olduğunun farkına varmam nedeniyle, uzatma işlemine başladım. Yaklaşık üç saatlik bir "Pasaport Dairesi" oyalanması sonucu, işlemleri tamamladıktan sonra, bir de "Schengen Tipi Fotoğraf" çektirdim.
Önümüzdeki pazartesi İtalyan Konsolosluğu'na gidip vize işlemlerine başlayacağım.
Bir aksilik olmazsa, Mayıs 2009'un bir kısmını, Bari, Napoli, Capri, Sicilya'da geçireceğim.
Neyse...
Capri Adası'na gideceğimi öğrenen Coşkun Büktel, It started in Naples'ı izleyip izlemediğimi sordu. İzlemediğimi söyleyince, hemen bu filmin DVD'sini verdi. İzledim...
Tipik bir "düş imalatı" olan It started in Naples (Napoli'de Başladı) filminin başrollerinde Clark Gable, Sofia Loren ve Vittorio De Sica oynuyor. Clark Gable'ın oyunculuğunu, oldum olası içime sindirememe karşın, bu filmde sevimli bir tipi canlandırmış olduğu için, eğlendiğimi söyleyebilirim. Sofia Loren, Hülya Koçyiğit-Türkan Şoray kırması bakışlarıyla, melankolik düşlere kapı aralıyordu. Vittorio De Sica'ya gelince...
Evet, Sica, bence çok iyiydi. Yani oyunculuk yapan bir sihirbazdı!
Sabun köpüğü bir konuya sahip olsa da, Capri Adası'nın kartpostal görünümlü mekanı içinde geçen zaman, izleyicileri düşlerin kollarına teslim ediyor. Maksim Gorki'nin önemli yapıtlarını yazmış olduğu Capri Adası'na yakında gidecek olmam nedeniyle izleme külfetine katlandığım Napoli'de Başladı, herşeye karşın izlenildiğinde hoş duygular bırakan bir film.
Günün birinde, "düşler ülkesi" Amerika'dan gelen biri (Clark Gable), henüz ölen kardeşinin Capri Adası'nda yaşayan "velet"ini bulup Amerika'ya götürme düşüncesindedir. Ne var ki, bu çocuğun yanında barındığı teyzesi (Sofia Loren), Gable'den etkilenir ve bildik "Türk Filmi" benzeri süreç başlar. Hiç kimse bir yere gitmez, herkes bu "büyülü" adada kalır.
Uzaklaşma-yakınlaşma psikolojisinin egemen olduğu bu sabun köpüğü film, mutlu sona ulaşınca, perdede "The End" yazar. Bir film daha bitmiş, birkaç saat daha geçmiş ve "düşler ülkesi", izleyenleri, bir kez daha etkilemiştir.
Evet...
Maksim Gorki'nin Capri'sinin fotoğraflarını görebilmek için izlemeye katlandığım bu filmi, Gorki hayranları da izleyebilirler.
***
Nikos Kazancakis'in Zorba romanından "esinlenmiş" duygusu veren konusunu incelemeyi, sinemayı daha yakından izleyenlere bırakıyorum.
01 Nisan 2009 Çarşamba
3. Abdülhamid

1) http://209.85.129.132/search?q=cache:kxgCUvaxZGUJ:fasistler.blogspot.com/2009/04/yedekleme-13.html+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+demirkanl%C4%B1+timur&cd=39&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
2) http://209.85.129.132/search?q=cache:KqS6a2X2AZEJ:fasistler.blogspot.com/2009/04/yedekleme-8.html+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+demirkanl%C4%B1+timur&cd=38&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
3) http://209.85.129.132/search?q=cache:IXsQGu825nEJ:erbilgoktasskandali.blogspot.com/+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+demirkanl%C4%B1+timur&cd=36&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
4) http://www.tiyatrodergisi.info/yazi.php?hng=99
5) http://ozgursanat.blogspot.com/2009/03/ertugrul-timur-bugun-16-mart-2009-bana.html
6) http://209.85.129.132/search?q=cache:yP5xiFSfOSwJ:ozgursanat.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ya-dusundugumuz-kadar.html+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+demirkanl%C4%B1+timur&cd=23&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
7) http://www.tiyatrom.com/aetimur_yeni_54.htm
8) http://www.iatp-web.org/performance.asp?act=view&hid=50
9) http://209.85.129.132/search?q=cache:dy-dbaN0LE8J:www.kadirinanir.org/kiniyoruz-t5386.0.html+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+demirkanl%C4%B1+timur&cd=19&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
10) http://www.hyetert.com/yazi3.asp?Id=432&DilId=1
11) http://habermix.net/ana_sayfa/guncel/9908.html
12) http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/coskun-buktele-ack-mektup.html
13) http://www.tiyatrom.com/tyt/erbilin_yalani.htm
14) http://ozgursanat.blogspot.com/2009/03/ertugrul-timur-bugun-16-mart-2009-bana.html
15) http://209.85.129.132/search?q=cache:yP5xiFSfOSwJ:ozgursanat.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ya-dusundugumuz-kadar.html+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+demirkanl%C4%B1+timur&cd=23&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
16) http://www.tiyatrom.com/aetimur_yeni_54.htm
17) http://www.iatp-web.org/performance.asp?act=view&hid=50
18) http://www.tarafsizhaber.com/haber-Tiyatrocular-K252f252r252-K305nama-Kampanyas305-ba351latt305lar-178414/
19) http://www.bizimhaber.com/haber-Tiyatrocular-K252f252r252-K305nama-Kampanyas305-ba351latt305lar-84403/
20) http://ozgursanat.blogspot.com/2009/05/mustafa-demirkanlinin-yazisini.html
21) http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sorum-basit-evet-ya-da-hayr-hangisi.html
22) http://209.85.129.132/search?q=cache:KqS6a2X2AZEJ:fasistler.blogspot.com/2009/04/yedekleme-8.html+co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+hilmi+bulunmaz+mustafa+demirkanl%C4%B1+ahmet+ertu%C4%9Frul+timur&cd=12&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
23)
12 Mart 2009 Perşembe
Hilmi Bulunmaz9 Mart 2009
Ömer F. Kurhan, iftira ve öneri içeren yeni bir yazı gönderdi. Kurhan’ın önerisiyle ilgili muhatabım A. Ertuğrul Timur’dur. Timur’a bu öneriyle ilgili yanıtımı 8 Mart 2009 günlü kamera önü konuşmamda verdim. İftira içeren yazısını yanıtlamayı düşünmediğim Kurhan’ın, söz konusu son yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde bir tıkla bulup okuyabilirsiniz. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)
12 Mart 2009
Ömer F. Kurhan, bize gönderdiği bir mektupta, artık yazılarına yer vermememizi istedi. Kurhan’ın, içinde bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği yazılarını, okurlarımızdan gizleyemeyeceğimiz için yayınlamak zorundayız. Kurhan, yazılarına yer vermememizi istiyorsa, yazılarında bizim adımızı geçirmemesi, bizi konu etmemesi, bizden bahsetmemesi gerekiyor. Biz, talimatlarla yazı yazan, talimatlarla yazı kaldıran yada talimatlarla yazı yazmaktan vazgeçen insanlar değiliz. Kurhan, talimat vermeyi bırakmalı. Ne yapacağımıza Kurhan değil, biz karar veririz.
A. Ertuğrul Timur’un iftira içeren çöp değerindeki yazılarını, İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu - Girişim Yayıncılık İnisiyatifi, nasıl ki ayrı bir bölüm (blog) oluşturarak sunuyorsa, biz de, Timur ve Kurhan’ın, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği ve iftira içeren çöp değerindeki yazılarını, "Timur’un Çöp Kutusu"nda yayınlamayı sürdürüyoruz. Kurhan, iftira içermeyen yazılar gönderip yayınlanmasını isterse, "Timur’un Çöp Kutusu" yerine, OYUN sitesinde yayınlarız.
Kurhan, Mustafa Demirkanlı'nın sahibi olduğu www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları" başlıklı bir yazı yayımladı. Kurhan’ın, içinde bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği söz konusu yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde bir tıkla bulup okuyabilirsiniz. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)
13 Mart 2009
Kurhan, bize gönderdiği yeni bir "açıklama"yla, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği ve tıka basa iftiralarla dolu çöp değerindeki "H.bulunmaz’ın Adımı Zikretmesi Nedeniyle Zorunlu Bir Açıklama" yazısının tamamını değil, sadece bir kısmını yayınlamamızı istiyor:
"Yazı sizi de bağladığı için alıntı yapmanızı ya da link vermenizi tabii ki anlayışla karşılarım. Ama tamamını alıp yayımlamanız, bir gasp etme eylemidir. "
diyor.
Kurhan'ın, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği yazılarının (bize hangi bağlamda iftira ettiğini okurlarımızdan gizleyemeyeceğimiz için), tabii ki tamamını yayınlamak zorundayız. Kurhan'ın bizi konu ettiği yazılarının tamamını değil de, bir kısmını sunduğumuzda, okurlarımızın bize atılan iftiraları öğrenme hakkını gasp etmiş oluruz. Denebilir ki; "link verirsin olur biter." Tecrübemiz bize şunu gösterdi; iftirayı, sansürü, kara çalmayı, yalan söylemeyi "meslek" edinmiş kişilerin ne yapacağı belli olmaz. A. Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) yaptığı sansürler, attığı "Yaşasın Sansür" sloganı belleklerde yankılarını sürdürürken, Timur'dan çok Timurcu Kurhan'a güvenemeyiz. Link verdiğimizde, okurlarımızın karşısına böyle bir yazı çıkmayabilir.
Ayrıca, "Timur'a zarar vermek için mafyavari usullerle Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirası için kanıt göstermesi veya özür dilemesi şartını" (CB) unutmuş değiliz. Timur ve Timur'dan çok Timurcu Kurhan, "Trabzon'dan adam getirttiğimiz" iftirası için kanıt göstermedikleri yada özür dilemedikleri sürece, tıka basa iftiralarla dolu olmasa bile, hatta hiç iftira içermese bile, onların yazılarına çöp muamelesi yapmayı sürdüreceğiz.
Kurhan, Mustafa Demirkanlı'nın sahibi olduğu www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "H.bulunmaz’ın Adımı Zikretmesi Nedeniyle Zorunlu Bir Açıklama" başlığıyla yayımladığı yazısında, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği için, yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde yayınlıyoruz. Kurhan'ın yazısını bir tıkla bulup okuyabilirsiniz. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)
***
Ayrıca okuyunuz:
"Ertuğrul Timur
<aetimur@gmail.com>kimetiyatroyun@gmail.com
tarih12 Mart 2009 Perşembe 00:48"
Yukarıdaki bilgilerle bize gelen "Gündeminize dair" başlıklı bir mektubu, "Timur’un Çöp Kutusu"nda yayınladık. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)
11 Mart 2009 Çarşamba
Ben yediğim boktan iğreniyorum; iğrenmeyenlere afiyet olsun!
Hilmi Bulunmaz11 Mart 2009
Bugün, Mustafa Demirkanlı'nın www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "'KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇANAĞI YALAYANLAR' HAKARETİ VE..." başlıklı bir haber yayınlandı. Benim de Kültür Bakanlığı çanağı yaladığımı haber yapan Demirkanlı, bu haberi ilk kez kimden duyduğunu belirtmemiş. Ben belirteyim; benden duydu!
Aylar önce Demirkanlı’yla birlikte, Ayşe Nalân Özübek'in de bulunduğu, üç kişilik sohbet toplantısında, Kültür Bakanlığı çanağı konusunu özellikle açmış ve bu çanağı benim de yaladığımı dile getirmiştim. Aylar önce Demirkanlı’ya verdiğim bu bilgiyi, 6 Mart 2009 Cuma günü Ömer F. Kurhan'a da vermiştim.
Şimdi gelelim, "'KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇANAĞI YALAYANLAR' HAKARETİ VE…" yazısına:
***
.........."Aşağıda, yorum, suçlama hatta hakaret içeren bir spot yayımlıyoruz. Bu spot Hilmi Bulunmaz’ın blog’unda bol bol kullandığı ve Devlet Desteği’i alan tiyatrolar için kullandığı tanım, bu tanımı kabından mama yiyen bir köpek fotografıyla destekleyerek, tiyatro insanlarına bir de görsel destekle hakaret etmekte. Bulunmaz’ın spot’undan sonra bir bilgiyi de kamuoyunun değerlendirmesine sunuyoruz.
..........'Ben; askerlik yaptım, haksız yere siyasi tutuklu oldum, vergi veriyorum. Benim gibi insanların verdiği vergilerle ayakta duran Kültür Bakanlığı, bana sormadan, benden izin almadan, tiyatro sanatına katkı yapmak için değil, devlet sadakası almak için tiyatro yapanlara ulufe dağıtıyor. Ben, sade vatandaş olmanın yanı sıra, profesyonel bir tiyatro sahibi olarak, Kültür Bakanlığı'nın çanak yalatmasına ve tiyatro esnafının da çanak yalamasına karşıyım. Bu durumu esefle kınıyorum. Lanetliyorum. Götüne güvenen borazancıbaşı olduğu gibi, izleyicisine güvenen tiyatrocu olsun!... (Hilmi Bulunmaz)'
..........Yıllara Göre Tiyatrolara Yapılan Devlet Yardımı (1990)
.........'34. ……………….
..........35. …………
..........36. …………………..
..........37. Bulunmaz Tiyatro 10.000.000 TL
..........38. Çevre Tiyatrosu (Kocaeli) 10.000.000 TL
..........39. Düzce Şehir Tiyatrosu 10.000.000 TL
..........40. ……………………..
..........41. ………………………...'
..........Yıllara Göre Tiyatrolara Yapılan Devlet Yardımı (1991)
..........'34. ……………….
..........35. …………
..........36. Anadolu Sanat E. (Erzurum) 10.000.000 TL
..........37. Bulunmaz Tiyatro 10.000.000 TL
..........38. Çevre Tiyatrosu (Kocaeli) 10.000.000 TL
..........39. Düzce Şehir Tiyatrosu 10.000.000 TL
..........40. ……………………..
..........41. ………………………...'
..........Not: Bulunmaz Tiyatro, Hilmi Bulunmaz’ın tiyatrosudur."
***
Şimdi de gelelim kamuoyundan özür dileme bölümüne:
Ben, durduk yerde, hiç kimse uyarmadan, "ben de Kültür Bakanlığı çanağı yaladım" demek istemedim. Kültür Bakanlığı çanağı yaladığımı durduk yerde belirtseydim, belki de, şu andaki gibi rahat açıklama yapıp, Kültür Bakanlığı çanağı yalayanların, aslında neyi yaladıklarını dile getiremeyebilirdim.
Demirkanlı, kendisine aylar önce anlattığım Kültür Bakanlığı çanağı yalama suçumu gündeme getirdi de, bana da aslında ne yaladığımı anlatma şansı doğdu.
Ben "Kültür Bakanlığı çanağı yalayanlar" derken, aslında söylemek istediklerimi yumuşatarak söylüyorum. Ancak, başkalarına uygun görmediğim sert sözleri, kendim için kullanmakta beis görmüyorum:
Kültür Bakanlığı çanağı yalamak = Bok yemek!
Ben, Kültür Bakanlığı çanağı yaladığım, bu boku yediğim için, neredeyse yirmi yıldır, dilimdeki bok tadı bir türlü temizlenmiyor. Burnumdaki bok kokusu bir türlü yok olmuyor. Kültür Bakanlığı çanağının içindekileri yiyen ağızların çıkardığı şapırtı sesleri kulağımdan bir türlü gitmiyor. Öldürdüğü insanın sureti, nasıl ki katilin gözünün önünden hiç uzaklaşmazsa, benim de yediğim bokun rengi bir türlü gözümün önünden uzaklaşmıyor. Dokunduğum her şeyde, ama her şeyde bir bok duyusu alıyorum. Yediğim bokun acısı, ölünceye dek yakamı bırakmayacak. Kendimden iğreniyorum. Kendinden iğrenmeyenlere afiyet olsun!
Geceleri kâbuslar görmeme neden olan bu boku yediğim için, başta, verdikleri vergilerle iyice yoksullaşan emekçiler olmak üzere, herkesten özür dilerim. Ben, bu boku yediğim için, kendimi insanlığın en şerefsizi, en alçağı, en karanlığı olarak görüyorum.
Hülâsa…
Ben, yaklaşık yirmi yıl önce yediğim bokun girdabında yaşıyorum. Kendimden iğreniyorum. Kendinden iğrenmeyenlere afiyet olsun!
24 Şubat 2009 Salı
Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
Hilmi Bulunmaz 14 Mayıs 2009
Adnan Tönel, 11 Mayıs 2009 tarihli BİRGÜN’de, "Şimdi temiz tiyatro zamanı" başlıklı bir yazı yayımladı. Tönel bu yazısında, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı, adlarını vermeden, sinsice "eleştirdi".
Tönel, neye dayanarak Büktel ve Bulunmaz’ı “eleştirdi”? Düzeysiz yayıncılığıyla, Türkiye tiyatrosunu kirleten Tiyatro… Tiyatro… dergisi sahibi Mustafa Demirkanlı'nın başını çektiği, Büktel ve Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek isteyen, sözde “küfre karşıt” ilginç bir linç kampanyasına dayanarak “eleştirdi”.
Peki, Demirkanlı’nın başını çektiği kampanyayla linç edilmek istenen Büktel ve Bulunmaz'ın "suçları" neydi?
Büktel’in “suçu”, Türkiye’nin en tanınmış tiyatro profesörü Özdemir Nutku’nun CD’yle saptanmış iftirasını kamuoyuna mal etmekti. (Bakınız: http://www.coskunbuktel.com/buktelnihayet.htm) Büktel’in yazdığı Theope oyununun oynanmasını engellemek için iftiraya başvuran ve "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış 'Theope' adlı bir oyun var. Fransızca bilenler bu oyunu bi şey etmeliler, yani bi bakmalılar aradaki benzerliği görmek için" diyerek varolmayan "ikinci bir Theope" uyduran ve tümüyle uydurma bu iftirasını, yaklaşık otuz kişilik Devlet Tiyatroları Koordinasyon Kurulu toplantısında dile getiren Nutku; Büktel’in Özdemir Nutku iftirasını deşifre etmek için harcadığı çaba sonucu, tiyatro kamuoyu önünde “zor” durumda kalınca; Nutku’dan çok Nutkucu rolüne soyunan Demirkanlı, zâten okunmayan dergisi Tiyatro… Tiyatro…’nun olmayan gücünü artırmak için, yani sadece ve sadece kendisini kurtarmak için, kendisine payanda olarak bulduğu imzacılarla birlikte, âdeta “altın vuruş” yaparak linç kampanyasından medet ummaya başladı.
Bulunmaz’ın “suçu” ise, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf’ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği “Emek Ödülü”ne karşı çıkmaktı. (Bakınız: "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman’a verdiği “Emek Ödülü” haber linkleri") Kendilerini “sol” değerlerle piyasaya süren TAKSAVlılar, 11 kişiden oluşan Danışma Kurulu’nun onayıyla, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman’a, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde “Emek Ödülü” verince, bu tavra ilk karşı çıkan ve bu karşı çıkışını sürekli hâle getiren Bulunmaz da, yayıncılığıyla Türkiye tiyatrosunu kirleten Demirkanlı’nın hışmına uğradı. Bir kampanyayla iki linç kuran Demirkanlı’nın başlattığı sürecin beslenmesi için figüranlara da ihtiyaç vardı. BİRGÜN'ün köşe yazarı Tönel de bu figüranlardan biridir.
Bulunmaz’ın TAKSAV’a karşı işlediği “suçun” yanında, bağışlanamaz bir “suçu” daha vardı. Linç kampanyasının başlamasının hemen arifesinde, Bulunmaz, tiyatroyun.blogspot.com sitesi aracılığıyla, tiyatro yayıncılarından, gayet anlaşılır, gayet alçakgönüllü bir istekte bulunmuştu:
"Halka ve tiyatro kamuoyuna gerçeği, sadece gerçeği söylemek zorunda olan tiyatro dergilerinin yöneticilerini ve matbaa sahiplerini göreve çağırıyoruz! Bütün tiyatro dergilerinin gerçek, sadece gerçek tirajlarını açıklamalarını bekliyoruz. Bunun için, matbaadan alınan gerçek, sadece gerçek faturaları beyan etmelerini istiyoruz."
Bulunmaz’ın işlediği bu "suç" için, hemen kollar sıvandı ve gerçeği, sadece gerçeği dile getirmek yerine, Demirkanlı’nın başını çektiği linç kampanyasının düğmesine basıldı.
Düğmeye basıldıktan sonra da, www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde şunları yazmak zorunda kaldım:
"Biz, aşağıda linkini verdiğimiz açıklama isteğimizi dile getirdikten haftalar sonra, MİMESİS dergisi sorumlu yazı işleri müdürü Cüneyt Yalaz , SAHNE dergisi yayın yönetmeni T. Murat Demirbaş, Tiyatro... Tiyatro... dergisi sahibi yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı Mustafa Demirkanlı, TEB OYUN dergisi yayın yönetmeni Hasan Anamur, KAVUKLU dergisi yöneticisi, yanıt olarak Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel için linç kampanyası başlattılar! Böylece, tirajları şaibeli duruma gelen dergilere, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Müdürlüğü ilan ve reklam verirken, son derecede dikkatli davranmak zorundalar. Benim ve halkımın verdiği vergileri, hiç kimsenin çarçur etme hakkı yoktur. Hem, sade vatandaş olarak ve hem de profesyonel tiyatro sahibi olarak, reklam verenleri, bu konuda özenli davranmaya davet ediyorum."
(Bakınız: Bulunmaz, "Halka ve tiyatro kamuoyuna gerçeği, sadece gerçeği söylemek zorunda olan tiyatro dergilerinin yöneticilerini ve matbaa sahiplerini göreve çağırıyoruz!")
Büktel'in iftiraya karşı sürdürdüğü inatçı tavırla, Bulunmaz’ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı’na “Emek Ödülü” veren TAKSAV’a ve gerçekleri gizleyen tiyatro yayıncılarına karşı yürüttüğü savaşımdan rahatsızlık duyan kirli tiyatro yayıncısı Demirkanlı, başlattığı linç kampanyasıyla, Ahmet Ertuğrul Timur, Ömer F. Kurhan, Yaşam Kaya gibi (Bulunmaz ve Büktel'in sert ama haklı eleştirilerine maruz kalmış) “yayıncılar”dan da destek alarak, kapitalist tiyatro sürecinin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için son çırpınışlarını yaşıyor!
Tönel de, bu sürecin dışında kalmamak için, yalancılığı belgelerle, küfürbazlığı mahkemelerle tescillenmiş Mustafa Demirkanlı; sansürcülüğü tescillenmiş Ahmet Ertuğrul Timur, tehditçiliği "Bıçak sırtı yazılar için bıçakların bilenmekte olduğunu belirtmekte yarar var" sözüyle tescillenmiş tehditkâr bileyci Ömer F. Kurhan ve Yaşam Kaya’nın peşine takılarak, linç yangınına körükle gidiyor. Büktel ve Bulunmaz’ın linç edilmesi için BİRGÜN gazetesindeki köşesini kötüye kullanmakta hiçbir sakınca görmeyen Tönel, yalancı, iftiracı, sansürcü ve tehditçi tiyatro yayıncılarının yanında saf tutarak, linç kampanyasına imza verirken, aslında yalana, iftiraya, sansüre ve tehdide imza vermiş oluyor.
***
BELGESEL BÖLÜM:
Tönel, diyor ki:
“…internet üzerinden tiyatro yayıncılığı hizmeti veren kişi ve kurumlar, insan niteliğini artıracak, daha kültürlü daha aydın, bilinçli insanların oluşmasında katkı sağlayacak çabalar içerisindeler.”
Kim bu Tönel’in eşkalini verdiği “tiyatro yayıncılığı hizmeti veren kişi”ler?
Tönel’in eşkalini verdiği bu kişiler, linç çağrıcıları!
Tönel, linç çağrıcılarını savunurken diyor ki;
"Ancak onların da bu tür yayıncılık tercihlerinde tehditler aldıklarını, küfürlere sövgülere maruz kaldıklarını biliyoruz duyuyoruz. Sanat gibi bir alanda hiç olmaması gereken bu aktöresiz saldırılara göğüs germe çabasındaki yayıncılar bu saldırılara karşı bir arada hareket etme kararı aldılar ve www.temiztiyatro.net adındaki siteden seslerini yükseltmeye başladılar."
Tönel, Büktel ve Bulunmaz’ı, adlarını vermeden, sinsice “eleştirmek”le birlikte, www.temiztiyatro.net sitesinin, yani kendisinin de içinde bulunmaktan “mutluluk” duyduğu linç çağrıcılarının adresini hiç ikirciklenmeden BİRGÜN okurlarına sunarak, linç kampanyasındaki figüranlık görevini “layıkıyla” yerine getirmekle birlikte, yeni figüranlara da “görev bilinci” aşılıyor.
Tönel’in adresini verdiği ve linç çağrıcılarının bulunduğu bu sözde “temiz”, özde kirli sitede bakınız Büktel ve Bulunmaz için neler söyleniyor?
"Tiyatro kamuoyunun tanıklık ettiği üzere, oyun ve dizi film yazarı Coşkun Büktel ve internet ortamını hesapsızca kullanan Hüseyin Hilmi Bulunmaz, kişisel site ve bloglarını sistemli aşağılama, hakaret ve küfür aracı olarak kullanarak Türkiye tiyatrosunun kurum ve kişilerine saldırmakta ve rencide etmektedirler."
Peki, bu “saptamalar” yapılırken, “aşağılama, hakaret ve küfür”ler orijinal kaynağı gösterilerek ve orijinal kaynağındaki bağlamdan koparılmadan herhangi somut bir kanıt yada belge sunulabiliyor mu?
Asla sunulmuyor, asla sunulamıyor! Linç kampanyası başlatanlar yada linç kampanyasında figüranlık yapanların klasik “numaraları”, orijinal kaynaktan asla somut kanıt yada belge göstermemektir. Gösterir gibi yapsalar bile, mutlaka orijinal kaynaktaki bağlamından kopararak göstermektir! Çünkü gerçekleri gizleyip yalanların hizmetinde kulluk yapanların niyetleri, bozuk giden bir şeyleri düzeltmek değil; doğru giden bir şeyleri bozmaktır. Doğruları yanlış olarak gösteremedikleri zaman da, okurların ikirciklenmelerini “sağlamaktır”!
www.temiztiyatro.net sitesinin ne kadar temiz olduğunu bir tek somut örnekle görmek mümkündür. 6 Mayıs'ta Taraf gazetesinde çıkan iftira yazısını kampanya bildirisiyle aynı sayfada ve "kampanyamız basında da yer buldu" ibaresiyle yayınladılar. Ama 11 Mayıs'ta, Taraf, Büktel'in cevabını yayınlayınca, "temiz tiyatrocular" okurları zehirleyen o yazının cevabı olan panzehiri yayınlamayı asla düşünmediler. Olay unutulsun diye, zehir yazıyı ana sayfadan çıkarıp bir başka sayfaya taşımakla yetindiler. Zehir hala sitede ama panzehirden tek cümle haber yok. Karşımızdakiler işte ancak bu kadar "temiz yayıncı"...
Tescilli yalancı Mustafa Demirkanlı’yla birlikte, tescilli sansürcü Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), tescilli tehditkâr bileyci Ömer F. Kurhan’ın başını çektiği ve linç çağrıcılarının tıka basa doldurduğu bu sözde “temiz”, özde kirli sitede imzaları bulunanlar, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’ın, her zaman için orijinal kaynaktan tanık, kanıt, belge göstererek yazı yazmalarına karşın, kendileri, orijinal kaynağını göstererek, bizim küfür ettiğimizi belgeleyemiyorlar. Çünkü biz küfür etmedik. Yalnızca, takma isimli sapıkları ve sapıkça tutumları, vahametlerine uygun ve "TDK Türkçe Sözlük"te "argo" bile sayılmayan sıfatlarla haklı olarak niteledik. Üstelik o sıfatların sayıca çok daha fazlasına haksız olarak muhatap olmuş, linççilerin sayısız yalan ve iftirasına maruz kalmıştık.
Peki iftiralarını gerçekmiş gibi gösterebilmek için ne yapıyorlar? Orijinal kaynaktaki bağlamından cımbızla kopardıkları sözleri kullanarak bizleri küfürbaz ilan edebiliyorlar. Herhangi bir bilgi, belgenin orijinal kaynağı niçin belirtilmez, orijinal kaynağa niçin link verilmez? Bunun tek bir açıklaması var; iftira atmak, saptırmak için... Orijinal kaynaktaki gerçekleri okurlardan saklamak için... Linç çağrıcıları da bunu yapıyorlar. Böylelikle, Adnan Tönel’i bile kandırabiliyorlar. Ya da Tönel "suçlu güçlülerle" aynı safta olmayı daha rantabl bulduğu için, gönüllü olarak kanıyor. Tönel de bu kervana katılıp, bu kampanyadaki figüranlığına sığınarak, sadece kendisini değil, “sol” değerlere sahip olduğunu iddia eden BİRGÜN okurlarını da bu gayya kuyusunun dibine boca etmek “şerefine nail oluyor”!
Linç kampanyası sürecini ve bu sürece neden olan Büktel/Bulunmaz belgeli, kanıtlı yayıncılık hattını incelemek için, www.coskunbuktel.com ile www.tiyatroyun.blogspot.com sitelerini izlemenizde yarar var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)