12 Mart 2009 Perşembe

Hilmi Bulunmaz
9 Mart 2009


Ömer F. Kurhan, iftira ve öneri içeren yeni bir yazı gönderdi. Kurhan’ın önerisiyle ilgili muhatabım A. Ertuğrul Timur’dur. Timur’a bu öneriyle ilgili yanıtımı 8 Mart 2009 günlü kamera önü konuşmamda verdim. İftira içeren yazısını yanıtlamayı düşünmediğim Kurhan’ın, söz konusu son yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde bir tıkla bulup okuyabilirsiniz. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)


12 Mart 2009


Ömer F. Kurhan, bize gönderdiği bir mektupta, artık yazılarına yer vermememizi istedi. Kurhan’ın, içinde bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği yazılarını, okurlarımızdan gizleyemeyeceğimiz için yayınlamak zorundayız. Kurhan, yazılarına yer vermememizi istiyorsa, yazılarında bizim adımızı geçirmemesi, bizi konu etmemesi, bizden bahsetmemesi gerekiyor. Biz, talimatlarla yazı yazan, talimatlarla yazı kaldıran yada talimatlarla yazı yazmaktan vazgeçen insanlar değiliz. Kurhan, talimat vermeyi bırakmalı. Ne yapacağımıza Kurhan değil, biz karar veririz.

A. Ertuğrul Timur’un iftira içeren çöp değerindeki yazılarını, İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu - Girişim Yayıncılık İnisiyatifi, nasıl ki ayrı bir bölüm (blog) oluşturarak sunuyorsa, biz de, Timur ve Kurhan’ın, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği ve iftira içeren çöp değerindeki yazılarını, "Timur’un Çöp Kutusu"nda yayınlamayı sürdürüyoruz. Kurhan, iftira içermeyen yazılar gönderip yayınlanmasını isterse, "Timur’un Çöp Kutusu" yerine, OYUN sitesinde yayınlarız.

Kurhan, Mustafa Demirkanlı'nın sahibi olduğu www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları" başlıklı bir yazı yayımladı. Kurhan’ın, içinde bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği söz konusu yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde bir tıkla bulup okuyabilirsiniz. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)


13 Mart 2009


Kurhan, bize gönderdiği yeni bir "açıklama"yla, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği ve tıka basa iftiralarla dolu çöp değerindeki "H.bulunmaz’ın Adımı Zikretmesi Nedeniyle Zorunlu Bir Açıklama" yazısının tamamını değil, sadece bir kısmını yayınlamamızı istiyor:

"Yazı sizi de bağladığı için alıntı yapmanızı ya da link vermenizi tabii ki anlayışla karşılarım. Ama tamamını alıp yayımlamanız, bir gasp etme eylemidir. "

diyor.

Kurhan'ın, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği yazılarının (bize hangi bağlamda iftira ettiğini okurlarımızdan gizleyemeyeceğimiz için), tabii ki tamamını yayınlamak zorundayız. Kurhan'ın bizi konu ettiği yazılarının tamamını değil de, bir kısmını sunduğumuzda, okurlarımızın bize atılan iftiraları öğrenme hakkını gasp etmiş oluruz. Denebilir ki; "link verirsin olur biter." Tecrübemiz bize şunu gösterdi; iftirayı, sansürü, kara çalmayı, yalan söylemeyi "meslek" edinmiş kişilerin ne yapacağı belli olmaz. A. Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) yaptığı sansürler, attığı "Yaşasın Sansür" sloganı belleklerde yankılarını sürdürürken, Timur'dan çok Timurcu Kurhan'a güvenemeyiz. Link verdiğimizde, okurlarımızın karşısına böyle bir yazı çıkmayabilir.

Ayrıca, "Timur'a zarar vermek için mafyavari usullerle Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirası için kanıt göstermesi veya özür dilemesi şartını" (CB) unutmuş değiliz. Timur ve Timur'dan çok Timurcu Kurhan, "Trabzon'dan adam getirttiğimiz" iftirası için kanıt göstermedikleri yada özür dilemedikleri sürece, tıka basa iftiralarla dolu olmasa bile, hatta hiç iftira içermese bile, onların yazılarına çöp muamelesi yapmayı sürdüreceğiz.

Kurhan, Mustafa Demirkanlı'nın sahibi olduğu www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "H.bulunmaz’ın Adımı Zikretmesi Nedeniyle Zorunlu Bir Açıklama" başlığıyla yayımladığı yazısında, bizim adımızı geçirdiği, bizi konu ettiği, bizden bahsettiği için, yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde yayınlıyoruz. Kurhan'ın yazısını bir tıkla bulup okuyabilirsiniz. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)

***

Ayrıca okuyunuz:

"Ertuğrul Timur
<aetimur@gmail.com>kimetiyatroyun@gmail.com
tarih12 Mart 2009 Perşembe 00:48"

Yukarıdaki bilgilerle bize gelen "Gündeminize dair" başlıklı bir mektubu, "Timur’un Çöp Kutusu"nda yayınladık. Lütfen, TIKLAYINIZ! (HB)

11 Mart 2009 Çarşamba

Ben yediğim boktan iğreniyorum; iğrenmeyenlere afiyet olsun!

Hilmi Bulunmaz
11 Mart 2009


Bugün, Mustafa Demirkanlı'nın www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "'KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇANAĞI YALAYANLAR' HAKARETİ VE..." başlıklı bir haber yayınlandı. Benim de Kültür Bakanlığı çanağı yaladığımı haber yapan Demirkanlı, bu haberi ilk kez kimden duyduğunu belirtmemiş. Ben belirteyim; benden duydu!

Aylar önce Demirkanlı’yla birlikte, Ayşe Nalân Özübek'in de bulunduğu, üç kişilik sohbet toplantısında, Kültür Bakanlığı çanağı konusunu özellikle açmış ve bu çanağı benim de yaladığımı dile getirmiştim. Aylar önce Demirkanlı’ya verdiğim bu bilgiyi, 6 Mart 2009 Cuma günü Ömer F. Kurhan'a da vermiştim.

Şimdi gelelim, "'KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇANAĞI YALAYANLAR' HAKARETİ VE…" yazısına:

***

.........."Aşağıda, yorum, suçlama hatta hakaret içeren bir spot yayımlıyoruz. Bu spot Hilmi Bulunmaz’ın blog’unda bol bol kullandığı ve Devlet Desteği’i alan tiyatrolar için kullandığı tanım, bu tanımı kabından mama yiyen bir köpek fotografıyla destekleyerek, tiyatro insanlarına bir de görsel destekle hakaret etmekte. Bulunmaz’ın spot’undan sonra bir bilgiyi de kamuoyunun değerlendirmesine sunuyoruz.


..........'Ben; askerlik yaptım, haksız yere siyasi tutuklu oldum, vergi veriyorum. Benim gibi insanların verdiği vergilerle ayakta duran Kültür Bakanlığı, bana sormadan, benden izin almadan, tiyatro sanatına katkı yapmak için değil, devlet sadakası almak için tiyatro yapanlara ulufe dağıtıyor. Ben, sade vatandaş olmanın yanı sıra, profesyonel bir tiyatro sahibi olarak, Kültür Bakanlığı'nın çanak yalatmasına ve tiyatro esnafının da çanak yalamasına karşıyım. Bu durumu esefle kınıyorum. Lanetliyorum. Götüne güvenen borazancıbaşı olduğu gibi, izleyicisine güvenen tiyatrocu olsun!...
(Hilmi Bulunmaz)'


..........Yıllara Göre Tiyatrolara Yapılan Devlet Yardımı (1990)

.........'34. ……………….
..........35. …………
..........36. …………………..
..........37.
Bulunmaz Tiyatro 10.000.000 TL
..........38. Çevre Tiyatrosu (Kocaeli) 10.000.000 TL
..........39. Düzce Şehir Tiyatrosu 10.000.000 TL
..........40. ……………………..
..........41. ………………………...'

..........Yıllara Göre Tiyatrolara Yapılan Devlet Yardımı (1991)
..........'34. ……………….
..........35. …………
..........36. Anadolu Sanat E. (Erzurum) 10.000.000 TL
..........37. Bulunmaz Tiyatro 10.000.000 TL
..........38. Çevre Tiyatrosu (Kocaeli) 10.000.000 TL
..........39. Düzce Şehir Tiyatrosu 10.000.000 TL
..........40. ……………………..
..........41. ………………………...'

..........Not: Bulunmaz Tiyatro, Hilmi Bulunmaz’ın tiyatrosudur."

***

Şimdi de gelelim kamuoyundan özür dileme bölümüne:

Ben, durduk yerde, hiç kimse uyarmadan, "ben de Kültür Bakanlığı çanağı yaladım" demek istemedim. Kültür Bakanlığı çanağı yaladığımı durduk yerde belirtseydim, belki de, şu andaki gibi rahat açıklama yapıp, Kültür Bakanlığı çanağı yalayanların, aslında neyi yaladıklarını dile getiremeyebilirdim.

Demirkanlı, kendisine aylar önce anlattığım Kültür Bakanlığı çanağı yalama suçumu gündeme getirdi de, bana da aslında ne yaladığımı anlatma şansı doğdu.

Ben "Kültür Bakanlığı çanağı yalayanlar" derken, aslında söylemek istediklerimi yumuşatarak söylüyorum. Ancak, başkalarına uygun görmediğim sert sözleri, kendim için kullanmakta beis görmüyorum:

Kültür Bakanlığı çanağı yalamak = Bok yemek!

Ben, Kültür Bakanlığı çanağı yaladığım, bu boku yediğim için, neredeyse yirmi yıldır, dilimdeki bok tadı bir türlü temizlenmiyor. Burnumdaki bok kokusu bir türlü yok olmuyor. Kültür Bakanlığı çanağının içindekileri yiyen ağızların çıkardığı şapırtı sesleri kulağımdan bir türlü gitmiyor. Öldürdüğü insanın sureti, nasıl ki katilin gözünün önünden hiç uzaklaşmazsa, benim de yediğim bokun rengi bir türlü gözümün önünden uzaklaşmıyor. Dokunduğum her şeyde, ama her şeyde bir bok duyusu alıyorum. Yediğim bokun acısı, ölünceye dek yakamı bırakmayacak. Kendimden iğreniyorum. Kendinden iğrenmeyenlere afiyet olsun!

Geceleri kâbuslar görmeme neden olan bu boku yediğim için, başta, verdikleri vergilerle iyice yoksullaşan emekçiler olmak üzere, herkesten özür dilerim. Ben, bu boku yediğim için, kendimi insanlığın en şerefsizi, en alçağı, en karanlığı olarak görüyorum.

Hülâsa…

Ben, yaklaşık yirmi yıl önce yediğim bokun girdabında yaşıyorum. Kendimden iğreniyorum. Kendinden iğrenmeyenlere afiyet olsun!